top of page

Merkantilizm

  • Yazarın fotoğrafı: Ekrem Çankırlı
    Ekrem Çankırlı
  • 7 Eyl 2024
  • 6 dakikada okunur

Bugün yaşadığımız tüm değişim ve dönüşüm sürecinin temelinin, insanoğlunun tarım toplumuna geçişi ile başladığı düşünülmektedir; Özellikle avcı ve toplayıcı dönemden sonra başlayan süreçteki şartlar temel ihtiyaçlarını karşılamak isteyen insanları sulak arazilere doğru göçlere zorlamıştı. Göçler sonrası yaşanan nüfus artışı, giyinme, korunma, beslenme ihtiyacı ile tarıma elverişli arazilerin keşfine doğru yeni bir yolculuğa çıkılmıştı. Elverişli toprak ve su odaklı hareketlenmenin devamında temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik çabalar başlamıştı. Topluluklar arası sosyal ve kültürel olgulara bağlı, ekonomik hayatta şekillenmeler olurken yönetme ve yönetilme talebine bağlı yeni bir yönetim biçimi; feodal yapılar oluşmuştu. Dolayısıyla bu yapıdaki en alt tabaka emekçi sınıfı olan Halk: serfler/köylüler, zanaatkârlar ya da üçüncü sınıf, çalışan insanlar; toprağa bir şeyler eker ve bir şeyler üretir, ekilen hasatı ve ürünün gelirini alır ihtiyacı kadar kullanabilir, üründen elde edilen geliri ve hasatın geri kalanınıda zorunlu olarak üst tabakada dağıtırdı. Zamanla bu yönetim biçiminde adaletsizliklerin çoğalması toplumsal sorunların da artmasına sebep oldu. Buna ilave Ortaçağ Avrupa coğrafyasının sorunları, kara ölüm-veba salgınlarının yaşandığı karanlık dönemle devam etti. Sorunların artmasına sebep gösterilen feodal ya da Orta Çağ toplumu üç ana sınıf etrafında örgütlenmişti: Soylular: Şövalyeler, savaşçılar, aristokrasi; Ruhban sınıfı: Kilise mensupları, keşişler, rahipler; Halk: Köylüler, zanaatkârlar ya da üçüncü sınıf, çalışan insanlar. Feodal sistemin işleyişi büyük ölçüde feodal toplumun üç sınıfı arasındaki doğrudan bağlantıya dayanmaktaydı. Bu sistemdeki iktisadî yapı; yaklaşık 30 kilometrelik, kısıtlı bir mesafe çerçevesinde gerçekleşen küçük ölçekli iktisadî aktivitelerden oluşmaktaydı. Üretimin dayandığı başlıca temel kaynak, tarımdı. Söz konusu sistem içerisinde belli başlı beş farklı aktör grubu etkin görünmekteydi: Krallar, Asiller, Tüccar, Rahipler ve Serfler. Krallar parayı ve emniyeti sağlar, asiller tarımı kontrol eder, tüccar ticarî sistemi idare eder, ruhban sınıfı genel olarak davranışları belirler ve son olarak serfler ise sadece ve sadece hizmet etmeye odaklanmış bir işgücünü meydana getirmekteydi. Feodal sistemin işgücü açısından dayandığı nokta, bir bakıma yarı köle durumunda hayatlarını sürdürmeye çalışan serf sınıflarıydı. Avrupa genelini kasıp kavuran ve “Kara Ölüm” olarak adlandırılan veba salgını işgücünde ciddi bir eksilme meydana getirmişti. Bununla birlikte aynı dönemlere denk gelen reform çalışmaları ve artan seyahat imkânları, bir yandan insanların hayata bakış açısını değiştirirken diğer taraftan da uluslararası ticaretin gelişmesinin önünü açmıştı. Böylece özel mülkiyet kavramı ortaya çıkmış, genel feodal düzenle çatışmalar yaşanır hale gelmişti. Bütün bu etkenlerin sonucunda da feodal sistemin çözülme sürecinin başlaması ile alternatif yönetim biçimlerinin tartışılmaya başladığı yeni bir döneme girilmişti. 

Genel olarak Orta Çağ’ın sona ermesini sembolize eden Reform ve Rönesans hareketleri, yeni iktisadî görüşleri ve beraberinde feodal iktisat düzeninin sonunun geldiğinin de bir işareti olarak görülmüştür. Yaşanan bu değişim, ilk etapta feodal yapının özelliklerine uygun bir biçimde, yerel bazda gerçekleşmekteydi. Ülkeden ülkeye farklılıklar gözlemlenmekteydi. Bir ada ülkesi olmasının da getirdiği avantajla millî birliğini daha önce tamamlayan İngiltere’deki iktisadî değişim, Almanya veya Fransa’dan daha farklı bir süreci yaşamaktaydı. 

Bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde; Orta Çağ siyasi yapısında yaşanan kökten değişiklikler ve sonucunda millî devletlerin yavaş yavaş tarih sahnesine çıkmaya başlaması, uluslararası kapsamda yaşanan ticarî devrim ve Orta Çağ iktisat sisteminde yaşanan çöküş, merkantilizm olarak adlandırılan dönemin kapılarını açmıştı. 

"Merkantilizm, Latince tüccar anlamına gelen merkant kelimesinden türetilen, ilk ortaya çıktığı haliyle devletin zenginliğini ticaret yoluyla biriktirilen değerli madenlerle ilişkilendiren yaklaşımları nitelemek için kullanılmıştır." 

Bu karanlık dönemin devamında yaşanan aydınlanma süreci ile olgunlaşan Merkantilizm; Orta Çağ'ın sonları ile sanayi devrimi arasında kalan dönemde ortaya çıktı (1500-1800). Avrupa’ya özgü olup orada doğmuş ve gelişmiştir. Döneme damgasını vuran iktisadi faaliyet türü ise “Ticaret”tir. Bu bağlamda Merkantilist sistem, feodalizmin külleri üzerine doğduğu ifade edilmektedir. Geniş anlamıyla, 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa’da feodalizmin çözüldüğü ve yerine mutlakiyete dayalı milli devletlerin kurulduğu dönemlerde etkili olmuş; bir ülkenin siyasal ve ekonomik gücünün başlıca kaynağının altın, gümüş vb. değerli madenler olduğunu; ülkenin zenginleşmesi ve güçlenmesinin dış ticaret dengesinin fazla vermesine bağlı bulunduğunu; dolayısıyla ihracatın teşvik edilerek ithalatın kısıtlanması, müdahaleci ve yerel ekonomiyi dışa karşı korumacı bir dış ticaret politikası izlenmesi gerektiğini savunan yaklaşımlar olarak tanımlanmaktadır.

Avrupa geneline bakıldığında feodalizmin sona erişinin hemen hemen her ülkede farklı tarihlere denk geldiğidir. Bu sebeple merkantilizme geçiş, hem tarih açısından hem de düşünce sistemi açısından ülkeden ülkeye değişiklik arz etmiştir. Örneğin; kıta Avrupası'na göre siyasi birliğini daha önce tamamlamış ada ülkesi İngiltere'de merkantilizm korumacı ve yayılmacı bir sistem olarak Sanayi Devrimi için güçlü bir millî ortam hazırlarken, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde millî birliği sağlamaya yönelik olmuştur. 

Dolayısıyla ticaretteki artışın geçimlik tarımı yıktığı ve piyasaya yönelik üretim yapmasına yol açtığı belirtilirken sanayi üretim alanında ise; ev-sanayi şeklinde başlayan sanayi, kapitalizmin ilk biçimi olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu sistemde sermaye sahibi hammaddeyi evlerinde çalışmak isteyenlere vermekte ve bu tip üreticiler bir üretim merkezinde toplanarak üretimi gerçekleştirmekteydi, dönemin kapitalist sınıfını ise sanayiciler, büyük tüccarlar ve bankacılar oluşturmaktaydı. Bu dönem özellikle keşifler çağı olarak bilinmektedir. 

Bulunan yeni ülkelerden Avrupa’ya değerli madenler getirilmiş, gelen değerli madenler Avrupa’da fiyatların hızla artmasına yol açmıştır. Özellikle bu çağ içerisinde denizcilikte de ilerlemeler ortaya çıkmıştır. Bunların yanı sıra bütün dünyada ticari faaliyetlerle yayılma gösteren Avrupa, yayılmacılık ve sömürgecilik ile sermaye birikiminin önemli bir yolu oluşturulmuştur. Bu arada o dönemde etkin olan İngiltere yönündeki şiddetli talep nedeniyle, büyük toprak sahiplerinin kapattıkları kamu arazileri ile çitleme hareketi başlamış ve topraklar büyük ölçüde koyun beslemeye yönelik tahsis edilmiştir ve ilk sermaye birikiminin yolları olarak bilinmektedir. Dünya ölçeğinde ticaret, değişik ülke tacirlerinin çıkarlarını çatışır hale getirmiş, güçlü devletlerin tüccarları diğerlerine karşı korunmuş ve böylece dış ticarette tekelci zihniyet oluşmuştur. Bu sayede de güçlü devletler oluşmuştur. Avrupa ekseninde ticari faaliyette gelişmeler yaşanırken ruhban sınıfı tarafında da aşırı kazançlar peşinde koşulmayacak şekilde faiz ve ticaret meşru kabul etmiştir. Ticari faaliyetlerde yalnızca hoş görülmekle yetinilmemiş, ayrıca ticaret etkinliğini yüceltmiş ve ermişliğin bir işareti sayılmıştır. Zenginlik peşinde koşmak en yüce amaç durumuna getirilmiştir. Değerli madenleri ülkede tutmak ve bu madenlerin dışarıya çıkmasını engellemek merkantilizmin ana amacına bağlı iki yöntem uygulanmıştır: Dış Ticaret ve Sömürgecilik (Kolonizasyon) başlıca yöntemlerdir. Merkantilizmin bazı önemli özellikleri ise; Üretimde imalat kesiminin üstünlüğünün kabulü, Himayecilik (korumacılık), Milli Ekonomik Birlik; Mutlak Merkeziyetçi Milli Devlet Öğretisi olarak ifade edilmektedir. Bu dönemde zenginlik peşinde koşmak en yüce amaç durumuna getirilince, ilgili devletin görevleri de bu çerçevede belirlenmiştir. Bunun için zenginliğin gelişmesinin koşullarını araştırmak gerekmiş ve tüccarların teşvik edilmesi, insan ve para bolluğu, sanayinin ve ihracatın gelişmesi, devletin koruyucu rolü olarak belirlenmiştir. Bu düşüncelerin bir kısmı o dönemdeki düşünürler bir kısmı da tüccarlar tarafından ortaya konmuştur. Altın ve gümüşü ülkeye ne kadar çok sokarsanız ülke o kadar zengin olur. Para ne kadar bol olursa faiz oranları o kadar düşük olur ve yatırımcı için finansman kaynağı olur yaklaşımı ön plana alınmıştır. Bazı düşüncelere göre; "Merkantilistler bir ülkenin nüfusunun artmasından yanadır. İnsan bolluğu rahatça emek bulmayı sağlamakta ve düşük ücrete yol açmakta ayrıca büyük ordulara sahip olmayı sağladığı için önemlidir. Kalabalık nüfus, işgücünü artırarak maliyetleri düşürecek bu da ihracatta avantaj sağlayacaktır. Bu bağlamda Merkantilizmin nüfus üzerine etkisine ilişkin teorilerde; Nüfus artışı teşvik edilmiş; Çalışma zorunluluğu getirilmiş; Çocuk emeğinden yararlanılmış; Köle ticareti gibi yollara başvurulmuş; Emekçileri çalışkan kılacak yollar olduğu ifade edilmektedir. Kaynaklarda bilinen şekliyle bu düşünce şekli düşük ücret politikası olgusuna dayanır. Emek arzının ücret esnekliği negatiftir. Ücretlerin yükselmesinin emek arzını daraltacağı, düşük ücretlerin ise halkı çalışmak zorunda bırakacağı düşünülmüştür. Bu nedenle ücretlerin yükselmemesi için bir yandan nüfusun fazla olması istenirken diğer yandan erzak fiyatlarının bolluk yıllarında bile yüksek olması istenmiştir." Dolayısıyla Merkantilist düşünceye göre; "Istırap çekmek tedavi edicidir. Fırsat verilirse emekçi tembel olur. Yüksek ücretler ayyaşlık ve cinsel zevklere düşkünlük gibi durumlara yol açar. Ücretlerin asgari düzeyin üzerine çıkması ahlaki bozulmalara yol açar. Yoksulluk emekçiyi çalışkan kılar ve daha iyi yaşamasını sağlar." 

Yaklaşık olarak 16. yüzyılın başından 18. yüzyılın sonuna kadar olan dönemi kapsayan merkantilist dönemin benzer, tek bir düşünce etrafında kenetlenip, o yönde politikalar ürettiğini söylemenin oldukça güç, hatta imkânsız olduğu savunulmaktadır. Bir ülkenin veya devletin gücünün ana göstergesinin elindeki değerli madenler olduğunu, bu yüzden devletin diş ticaret fazlası vererek sürekli bu servet ve güç kaynaklarına sahip olması gerektiğini savunan görüş olan merkantilizm bir -izm ideali olarak; dünyayı saran iktisadi yapı içinden geçen, sosyoekonomik ve kültürel olarak ülkeleri ne kadar etkiliyor? Bu ülkeler günümüzde hangi iktisadi yapı içinde kendilerini görüyorlar? Merkatilizm etkileri ve ideali devam ediyor mu? Farkında olmadan yeni yönetim biçimleri içinde dahi olsa uygulandığı alanlar var mı? sorularının cevabı kişiden kişiye değişebilir. Fakat bazı düşünürlere göre modern ve postmodern dönemlerde kapitalizm, bazılarına göre sosyalizm ön plana çıkarken, küreselleşmenin artması ve buna bağlı dijitalleşmenin bilişim teknolojileri ile sınırları kaldıran yeni olguları, toplumsal iktisadi yapıları ve yönetim biçimlerini değiştirebilir ve dönüştürebilir tartışması da devam ediyor.

Tarihsel süreçte feolitenin terki, aydınlanma ve keşifler süreci ile başlayan merkantilizm; sanayi devriminin yaşanmasına bir sebepken kapitalizm olgusunun da temelini teşkil etmektedir. Ticaret kavramını içinde barındırıp, ithalatın azaltılarak ihracatın artırılması, değerli metallerin biriktirilmesi anlayışıyla bir iktisadi düzene sahip dünyadaki herhangi bir yönetim biçimi içinde uygulanıyor olabilir. 


Kaynakça

Merkantilizm: Demir, Ö.(2018). Uluslararası Politik Ekonomide Farklı Yaklaşımlar. Demir, Ö. (Ed.). Uluslararası Politik Ekonomi içinde (Ünite 2). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları. https://anabilgi.anadolu.edu.tr/?contentId=236239

Feodalizm: Orta Çağ'ın Feodal Sistemi ve Toplumu: https://evrenatlasi.com/feodalizm/

Comentarios

Obtuvo 0 de 5 estrellas.
Aún no hay calificaciones

Agrega una calificación
learn by gamıfıcatıon (16).png

  Öneri ve yorumlarınla değer katabilir, etkileşimde bulunabilirsin..

  • X
  • Instagram
  • LinkedIn
bottom of page